Bugün daha önce tanışmamış olanları biriyle tanıştırmak istiyorum. 9. yüzyılın sonu 10. yüzyılın başında yaşamış; maalesef ki kendisiyle ancak geçen sene tanışabildiğim, düşünce yapısına hayran olduğum HÜSEYİN BİN MANSUR. Diğer bir adı da "HALLAC"..
Hallac: Arap kökünden gelmeyen, İran asıllı ve mazdek kökünden gelen zamanın siyasal olarak, dönemine kafa tutmuş bir sufidir. Daha iyi ifade etmek gerekirse meali: Arap asıllı olmayan Müslümanlardan geliyordu.İyi bir medrese eğitimi alarak kendini, Allah'ı ve İslamiyeti en iyi şekilde insanlara anlatmaya adamış bir Allah dostudur. Türklerin İslamiyet ile tanışmasına ve Müslüman coğrafyası olmasına Hallac vesile olmuştur. Uygurlar zamanına denk geldiği açıklanıyor. Kendisi hac ziyaretlerine giderken yolunu Türk toprakları üzerinden geçirerek hacca gitmiştir. İslam dinini yayma çabasına girmiştir. Bunu da başarmıştır. Bu yolculukların diğer biride Hindistan üzerinden gitmiştir. Hindistan yolculuğunda Brahmana rastlayan Hallac onun meditasyon yaparak Tanrı'ya ulaşmasını ve onun bütün olduğunu gördüğünde bana da öğret diyerek ALLAH aşkını her yerde ve her dine saygı duyarak yaşamıştır.Onun bu farklı anlayışı İslamiyet dünyasında kabul görmemiş ölümünden çok zaman sonra fikirleri kabul edilmiştir.
Abbasi devleti zamanında yaşayan Hallac, Müslüman ve İslam anlayışının kendi içinde çeliştiği ve haksızlıkların uğratıldığı halkı yönetenlere karşı durmuş ve siyasal olarak devlet işlerine müdahalede bulunan sufidir. Sufi anlayışına göre: siyasal ve devlet işlerine karışılmaz.Hayatını imtihanı olarak düşünen sufi duruşuna karşı durmuştur. Bağdat halkının zor koşullarda yaşaması ve zenc isyanı olarak da bilinen köle siteminin uğradığı zulümlere devlete karşı duran tek sufidir. Dini kendi çıkarlarına göre görüş bildirerek insanlara anlatan mollalara karşı durmuş ve doğruyu anlatmıştır. Bu yüzden verdiği sohbetler ve tüm dünyada kabul gören ENEL HAK (BEN O'YUM ) cümlesi derin düşüncesini ortaya sunma tarzıdır. bu söylemi sokaklarda ve her yerde bunu anlatması mollaların hiç hoşuna gitmemiştir. Bu söylemini çarpıtılarak anlatması, kendini Allah ilan ediyor diyerek kızgın bir topluluk galeyana getiren mollallar halkı din adına manipüle etmişlerdir.
Halife Muktedir'i yanlış bilgilerle doldurularak Hallac halifenin dikkatini çekiyordu. Büyük bir kitleyi arkasına alan Hallac halkın dikkatini yönetimin şaşalı harcamaları ve zevklerine çekmiştir. Halife Muktedirin karşısına çıkmıştır. Sarayda halifenin karşısına çıkan Hallac, düşüncelerini aktarırken; daha doğrusu, sorguya çekilirken verdiği cevaplarla kendine hayran bırakmıştır. Bu duruşu ile sarayda saygı duyulan biri haline gelmiştir. Uzun zamandır rahatsız olan ve karın ağrısına doktorlar şifa bulamazken, Hallacın dua etmesi ile iyileşen halifenin Hallac'a karsı yavaş yavaş düşünceleri değişse de etrafında ki vezirin art niyetli söylemleri ile sihir yaptığını büyücü olduğunu söyleyerek; Hallac'ı düşman olarak görmesine ve asla kabul görmemesine engel olunamamıştır. Hallac için vahşi bir katliamın ayak sesleri geliyordu. Hallac Arap kökünden gelmediği içinde asla sarayda kabul görmesi olanaksızdı. Hallac büyük insan onun zaten derdi halife falan olmak değildi. Halka İslamiyeti dosdoğru anlatmaktı.
İslam dünyasında çelişki ve çıkar düzeni yüzyıllar öncesinde de vardı. Bu karmaşa ve çelişkilere düşmemek için rehberimiz olan kutsal kitabımız Kuranı Kerim'dir. İlk ayet ve gelen vahiye göre "OKU" dur.İnsanların hocaya, öğretmene ihtiyacı vardır.Her hocanın dediğini kabul etmeden önce akıl süzgecimizden geçirmeliyiz. Kutsal kitabımızı anlamak ve okumak bizim boynumuzun borcudur. Araştırarak ve öğrenerek sorular sorarak dini öğrenmeliyiz. Tanrı ile karşı karşıya geldiğimizde "Filan hocadan böyle öğrenmiştim." mi diyeceğiz? Yaşanan karmaşalar sadece İslam dünyasında yoktur. Yapılan araştırmalarda batı dünyasında Hallacın düşünce yapısına yakın olan NİETZSCHE'dir. Alman filozofu da aydın olan doktorlar tarafından öldürülmüştür. Tüm dinler bu karmaşaları yaşamıştır. Kıyametin kopacağı güne kadar da yaşanacaktır. Hallac birçok eser yazmıştır. Ancak günümüze ulaşan tek eseri TAVASİN'dir. Abbasi devleti yazdığı eserleri yakıp imha etmiştir. Çarmıha gerilerek her gün bir eli ve ayağı kesilerek ve son olarak yakılarak katledilmiştir. Hallacın bir mezarı yoktur Sembolik bir mezarı vardır. Külleri ise Dicle nehrine savrulmuştur.
Hallac, fikir ve iman zemini açısından tamamen mezhepler üstüdür. Onun ne şiiliğe ne de Sünniliğe nispetini gösterecek bir kanıta sözleri ve yazıları için de rastlanmıyor. Hallacın söz ve tavırlarında bir mezhepten, hatta her dinden bir şeyler vardır.
Hallacın yaşam tarzı, mücadeleci tavrı ve Tanrı kavramını yaşayarak insanlara örnektir. Doğrudan ayrılmamasını geldiği mevkiden bile gördüğü saygıdan etkilenmemiştir. Hümanist ve Tanrı aşkıyla yanan bir aşıktır. Mezhebi, dini ne olursa olsun o'na inananları fanatikleştirmemiştir. Hayatımızdaki din olgusu iyi anlamamız gereken en önemli olgudur hayatta. İbadetlerimizi Allah'a ulaşmak için olmalı; "ibadet edeyim de Allah beni cezalandırmasın beni cennetine koysun." değil, insan ile Tanrı arasında bir antlaşma gibi olmamalıdır. Allah'ın bizim kıldığımız namaz'a ne de tuttuğumuz oruc'a ihtiyacı vardır. Sözlerim burada yanlış anlaşılmasın. İbadetlerimizi yapmayalım demiyorum yaparken Allah'a ulaşma ruhuyla, çıkarsız yapmalıyız diyorum. Kişiliğimiz kalbimizin güzelliği ile yansır. O kalbin içinde de TANRI'nın en güzel tezahürü vardır Yeryüzündeki her şey canlı cansız tüm varlıklar, Allah'ın en güzel tezahürüdür. Yüz yıllar sonra kabul gördüğü onun ne kadar büyük bir düşünce yapısına sahip olduğunu görüyoruz. Hallac'ın düşünce tarzının sonraki yıllarda Mevlana ve Attar'da zuhur ettiğini görebiliyoruz. Yakın yüzyıl da ise Muhammed İkbal de Hallacın düşünce yapısına sahip olan kişidir.
Hallac yaşadığı zaman diliminde anlaşılmamıştır. Yeri ve önemi maalesef ki kabul görmemiştir. Düşünce tarzı yanlış lanse edilmiştir. İlginç olan Hallac'ın hayatını ve düşüncesini anlatan ve kendini adayan Fransız Hristiyan rahip Louis Massignon'dır. 25 yaşında Hallacın hayatıyla tanışan ve bir ömrünü ona adayan büyük bir insandır. Eksikleri olmuştur. Kaynak olarak kullandığım Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk araştırmacı yazarın eksiklerini tamamlamakla kalmamış ilmini anlamaya ve anlatmaya yazarak bir cok kaynak eser bırakmıştır.
Son olarak sunu söyleyebilirim ki Hüseyin Bin Mansur'un hayatını araştırmanızı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Çileli bir hayat ve sonu ölüm olan korkmadan o yolda yürüyen büyük insan. Büyük düşünür.
KAYNAK OLARAK TAVSİYEM
KAYNAK OLARAK TAVSİYEM
LOUİS MASSİNGNON
PROF.DR..YAŞAR NÜRİ ÖZTÜRK RUHLARI ŞAAD OLSUN...
SEVGİLER...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder