13 Aralık 2020 Pazar

Duygularımız, Davranışlarımız..


          
Uzun bir aradan sonra herkese merhabalar...
   
       Hiç düşündünüz mü? Duygularımız hayatımızı ne kadar yönlendirebiliyor. Ya da biz ne kadar kendimizin farkında olup yön verebiliyoruz. İşte benimde çok sonra farkına vardığım KENDİMİ biraz sizinle paylaşmak istiyorum.


       İnsan, varoluştan bu yana kendini hayatın akışına kaptırıp belli bir düzen üzerine devam ediyor. Aldığımız görgüler, atalarımızdan geçen her deneyimi bir şekilde hayatımıza adapte ediyoruz. Fikirlerimiz, duygularımız, yaşam tarzımız atalarımızı bir nevi taklidi olarak yaşamımıza devam ediyoruz. Tabi bir farkla çağ farkıyla. Günümüz koşullarına baktığımızda yaşam koşullarına bağlı iş hayatımız, aile hayatımız bile  belli bir rutinle devam ediyoruz. Evde kaldığım sürece bu durumu kendimde çok daha iyi analiz ettim. "Ne istiyorum? Hangi konularda sabit fikirliyim?" derken dikkatimi çeken farklı hayatlara farklı düşüncelere karşı çıkarken  neye karşı çıktığını  bilmeden karşı çıkıyorsunuz. Fark etme süreciniz başladığınızda da ne kadar boş düşündüğünüzün  farkına varıyorsunuz. Bu fark etme sürecinde karşı olduğumu düşündüğüm konuları ele alarak yorumlamaya başladım.  Tarihe ismini onuruyla yazdıran bir devrimciyi bir de pişmanlık yasasından faydalanmış bir teröristin itiraflarını inceledim. Devrim adına yıkanan beyinleri okudum. Duymadığım  hayal edemeyeceğim düşüncelerle karşılaştım. tarihe ismine yazdıran devrimcilere ait her türlü yazıyı kitabı okurken bir teröristin düşüncelerini okumak, duymak,  istemiyorsunuz. Bilgi düşünce yapısını ve nasıl bir dünyaları var. hepsini öğreniyorsunuz. Savunduğunuz düşüncelerinizin altını dolduruyorsunuz bilinçli ve öğrendiğiniz  her düşünce sizi daha iyi hissettiriyor ve öz güven bilinci yaşıyorsunuz. bu da yaşanılası bir duygu. Sözün kısası yargıladığınız her düşünceyi önce anlayınız.  Yargıladığınız her kişiyi  anlayınız  Bu duyguları yaşadıkça daha sakin ve sinirlenmeyen bir yapıya dönüşüyorsunuz.  Kendim bizzat  böyle oldum..) 

      Hayatta doğru doğrudur. Bir çok düşünce ile karşılaşırsınız. Bu düşünceyi alıp hayatınızın odak noktasına koymazsınız. Muhakeme eder; akıl süzgecinden geçirdikten sonra  doğrularınızın yanına koyarsınız. Toplumda sıkça gördüğüm davranış şekline bir örnek: Din olarak bakalım. Din olarak niye ele alıyorum tüm dünya din adı altında yönetilmeye çalışıldığından toplumda ki , algı günah, sevap olarak yön verildiği için  çoğu insan hayatına bu pencereden bakıyor. Her şeyi hocaya soruyor. Ya da okuduğu bir yazardan etkilenip onun düşünce yapısını doğru bulup biat ediyor. Örnek Hala günümüzde "TANRI" kelimesini kullandığınızda çevrenizdeki kişilerden tepki alıyorsunuz. 21. yüzyıla gelmişiz  hala bunu tartışıyoruz. Düşüncelerimiz duygularımıza ve davranışlarımıza  dönüştüğünde tıkanıp kalıyoruz. Bu ülkede bir Tanrı bir de kadın anlaşılmadı. Bu iki konuda toplum manipüle edildi. Edilmeye de devam ediliyor.

     Hayatta kimsenin yancısı olmayın. Kendi fikirlerinizi ve karşınızdaki insanların düşüncelerine saygı  duymayı kabullenmeyi öğrenmeliyiz. Ayşeci, Ahmetci değil doğru davranış içinde  olun. Yaşadığımız hayatta herkeste  gördüğünüz yanlışına  yanlış demelisiniz. Birinin yanlışını görüp insanı ilişkileriniz iyi diye onun yanlışını görmemezlikten gelmeyin. Duygularınızı çıkar kullanmadan doğruyu savunun ve davranış şekline dönüştürün. İnanın aranızdaki ilişki daha saygılı ve seviyeli oluyor. Yaş aldıkça insan bu duyguları farkına  varabiliyor. İnsan her şeyi düşünebilir; ama davranışa eyleme dökmez. Eyleme   dönüştürdüğü zaman hayat yaşanmışlık olur. Devrimciler, bilim insanları, filozoflar, düşüncelerini hayata geçirmeselerdi onları tanıyamazdık; bilmezdik. Korkmayın düşüncelerinizi önce duyguya sonra davranışa dönüştürün. Duyguların, düşüncelerin yaş ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Duygularımızı yönetirken denge ile yönetmeliyiz. Duygularda ve davranışlarda dengede olmanın çok büyük bir farkındalık ve yaşanmışlık olduğunu düşünüyorum.

  
  Salgın başladığından bu zamana  kadar herkes daha çok yalnızlaştı. Kimine iyi gelirken kimine gelmedi. İnsanın alışmak ve unutmak duyguları olduğu sürece bir şekilde üstesinden geliyor Eksisiyle artısıyla bu hayatı  kabullenmek ve kendinize teşekkür etmek için geç değil. Daha güzel günlerde görüşmek üzere hoşçakalın. Sağlıkla kalın....)  Sağlıklı düşünün.


                                                                SEVGİLERİMLE..

                                                                                                         

7 Haziran 2020 Pazar

BEN "O"YUM ( ENEL HAK)



HERKESE MERHABALAR...


            Bugün daha önce tanışmamış olanları biriyle tanıştırmak istiyorum. 9. yüzyılın sonu 10. yüzyılın başında  yaşamış; maalesef ki kendisiyle ancak geçen sene tanışabildiğim, düşünce  yapısına hayran olduğum HÜSEYİN BİN MANSUR. Diğer bir adı da "HALLAC"..

              Hallac: Arap kökünden gelmeyen, İran asıllı ve mazdek kökünden gelen zamanın siyasal olarak, dönemine kafa tutmuş bir sufidir. Daha iyi ifade etmek gerekirse meali: Arap asıllı olmayan Müslümanlardan geliyordu.İyi bir medrese eğitimi alarak kendini, Allah'ı ve İslamiyeti en iyi şekilde insanlara anlatmaya adamış bir Allah dostudur. Türklerin İslamiyet ile tanışmasına ve Müslüman  coğrafyası olmasına Hallac vesile olmuştur. Uygurlar zamanına denk geldiği açıklanıyor. Kendisi hac ziyaretlerine giderken yolunu Türk toprakları üzerinden geçirerek hacca gitmiştir. İslam dinini yayma çabasına girmiştir. Bunu da başarmıştır. Bu yolculukların diğer biride  Hindistan üzerinden  gitmiştir. Hindistan yolculuğunda Brahmana rastlayan Hallac onun meditasyon yaparak Tanrı'ya ulaşmasını ve onun bütün olduğunu gördüğünde bana da öğret diyerek ALLAH aşkını her yerde ve her dine saygı duyarak yaşamıştır.Onun bu farklı anlayışı İslamiyet dünyasında kabul görmemiş ölümünden  çok zaman sonra  fikirleri kabul edilmiştir.

           

           Abbasi devleti zamanında  yaşayan Hallac, Müslüman ve İslam anlayışının kendi içinde çeliştiği ve haksızlıkların uğratıldığı halkı yönetenlere karşı durmuş ve siyasal olarak devlet işlerine müdahalede bulunan sufidir. Sufi anlayışına göre: siyasal ve devlet işlerine karışılmaz.Hayatını imtihanı olarak düşünen sufi duruşuna karşı durmuştur. Bağdat halkının zor koşullarda yaşaması ve zenc isyanı olarak da bilinen köle siteminin uğradığı zulümlere devlete karşı duran tek sufidir. Dini kendi çıkarlarına göre görüş bildirerek insanlara anlatan mollalara karşı durmuş ve  doğruyu anlatmıştır. Bu yüzden verdiği sohbetler ve tüm dünyada kabul gören  ENEL  HAK (BEN  O'YUM ) cümlesi derin düşüncesini ortaya sunma tarzıdır. bu söylemi sokaklarda  ve her yerde bunu anlatması mollaların hiç hoşuna gitmemiştir. Bu söylemini çarpıtılarak anlatması, kendini Allah ilan ediyor diyerek kızgın bir topluluk galeyana getiren mollallar halkı din adına manipüle etmişlerdir.

           Halife Muktedir'i yanlış bilgilerle doldurularak Hallac halifenin dikkatini çekiyordu. Büyük bir kitleyi arkasına alan Hallac halkın dikkatini yönetimin şaşalı harcamaları ve zevklerine çekmiştir.  Halife Muktedirin  karşısına çıkmıştır. Sarayda halifenin karşısına çıkan Hallac, düşüncelerini aktarırken; daha doğrusu, sorguya çekilirken verdiği cevaplarla kendine hayran bırakmıştır. Bu duruşu ile sarayda saygı duyulan biri haline gelmiştir. Uzun zamandır rahatsız olan ve karın ağrısına doktorlar şifa bulamazken, Hallacın dua etmesi ile  iyileşen  halifenin Hallac'a karsı yavaş yavaş düşünceleri değişse de etrafında ki vezirin art niyetli söylemleri ile sihir yaptığını büyücü olduğunu söyleyerek; Hallac'ı düşman olarak görmesine ve asla kabul görmemesine engel olunamamıştır. Hallac için  vahşi bir katliamın ayak sesleri geliyordu. Hallac Arap kökünden gelmediği içinde asla sarayda  kabul görmesi olanaksızdı. Hallac büyük insan onun zaten derdi halife falan olmak değildi. Halka İslamiyeti dosdoğru anlatmaktı.

           İslam dünyasında çelişki ve çıkar düzeni yüzyıllar öncesinde de vardı. Bu karmaşa ve çelişkilere düşmemek için rehberimiz olan  kutsal kitabımız Kuranı Kerim'dir. İlk ayet ve gelen vahiye göre "OKU" dur.İnsanların  hocaya, öğretmene  ihtiyacı vardır.Her hocanın dediğini kabul etmeden önce akıl süzgecimizden geçirmeliyiz. Kutsal kitabımızı anlamak ve okumak  bizim boynumuzun borcudur. Araştırarak ve öğrenerek sorular sorarak dini öğrenmeliyiz. Tanrı ile karşı karşıya geldiğimizde  "Filan hocadan böyle öğrenmiştim." mi diyeceğiz? Yaşanan karmaşalar sadece İslam dünyasında yoktur. Yapılan araştırmalarda batı dünyasında Hallacın düşünce yapısına yakın  olan NİETZSCHE'dir. Alman filozofu  da aydın olan doktorlar tarafından öldürülmüştür. Tüm dinler bu karmaşaları yaşamıştır. Kıyametin kopacağı güne kadar da yaşanacaktır. Hallac birçok eser yazmıştır. Ancak günümüze ulaşan tek eseri TAVASİN'dir. Abbasi devleti yazdığı eserleri yakıp imha etmiştir. Çarmıha gerilerek her gün bir eli ve ayağı kesilerek ve son olarak yakılarak katledilmiştir. Hallacın bir mezarı yoktur Sembolik bir mezarı vardır. Külleri ise  Dicle nehrine savrulmuştur.

         Hallac, fikir ve iman zemini açısından tamamen mezhepler üstüdür. Onun ne şiiliğe ne de Sünniliğe nispetini gösterecek bir kanıta sözleri ve yazıları için de rastlanmıyor. Hallacın söz ve tavırlarında bir  mezhepten, hatta her dinden bir şeyler vardır.

       Hallacın yaşam tarzı, mücadeleci  tavrı ve Tanrı kavramını yaşayarak insanlara örnektir. Doğrudan ayrılmamasını  geldiği mevkiden bile gördüğü saygıdan etkilenmemiştir. Hümanist ve Tanrı aşkıyla yanan bir aşıktır. Mezhebi, dini ne olursa olsun o'na inananları fanatikleştirmemiştir. Hayatımızdaki din olgusu iyi anlamamız gereken en önemli olgudur hayatta. İbadetlerimizi Allah'a ulaşmak için olmalı; "ibadet edeyim de Allah beni cezalandırmasın  beni cennetine koysun." değil, insan ile Tanrı arasında bir  antlaşma gibi olmamalıdır. Allah'ın bizim kıldığımız namaz'a ne de tuttuğumuz oruc'a ihtiyacı vardır. Sözlerim burada yanlış anlaşılmasın. İbadetlerimizi  yapmayalım demiyorum yaparken Allah'a ulaşma ruhuyla, çıkarsız  yapmalıyız diyorum. Kişiliğimiz kalbimizin güzelliği ile yansır. O kalbin içinde de TANRI'nın en güzel tezahürü vardır Yeryüzündeki her şey canlı cansız tüm varlıklar, Allah'ın en güzel tezahürüdür. Yüz yıllar sonra kabul gördüğü onun ne kadar büyük bir düşünce yapısına sahip olduğunu görüyoruz. Hallac'ın  düşünce tarzının sonraki yıllarda  Mevlana ve Attar'da zuhur ettiğini görebiliyoruz. Yakın yüzyıl da ise Muhammed İkbal de Hallacın düşünce yapısına sahip olan kişidir.

           Hallac yaşadığı zaman diliminde anlaşılmamıştır. Yeri ve önemi maalesef ki  kabul görmemiştir. Düşünce tarzı yanlış lanse edilmiştir. İlginç olan  Hallac'ın hayatını ve düşüncesini anlatan ve kendini adayan Fransız Hristiyan rahip  Louis Massignon'dır. 25 yaşında Hallacın hayatıyla tanışan ve bir ömrünü ona adayan büyük bir insandır. Eksikleri olmuştur. Kaynak olarak kullandığım Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk araştırmacı yazarın eksiklerini  tamamlamakla kalmamış ilmini anlamaya ve anlatmaya yazarak bir cok kaynak eser bırakmıştır.

       Son olarak sunu söyleyebilirim ki Hüseyin Bin Mansur'un hayatını araştırmanızı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Çileli bir hayat ve sonu ölüm olan  korkmadan o yolda yürüyen büyük insan. Büyük düşünür.

KAYNAK OLARAK TAVSİYEM
       LOUİS MASSİNGNON  
       PROF.DR..YAŞAR NÜRİ ÖZTÜRK  RUHLARI ŞAAD OLSUN...

                                                                                                                 SEVGİLER...



           

17 Mayıs 2020 Pazar

İNSAN EŞİTTİR KÜLTÜR



           Kültür, bir toplumun duruş düşünce tarzının geçmişten gelen atalarının geleneksel kökleriyle vücut bulduğu insanlarda toplum olarak yansımasıdır.

        Toplumları oluşturan en küçük unsurlar ise kişilerdir. Yeni tanıştığınız biri ile  tanıştıktan sonra kültür seviyesi buymuş ya da şöyleymiş diye düşünmeyiz. Zevklerimiz, paylaştığımız anlar önemlidir. Kime göre, neye göre kültür anlayışımız sordunuz mu kendinize bu soruyu? Üniversite okuyan, hatta yüksek lisans yapmış biri mi? Bu tarz  insanların hepsini söylemiyorum. Ayrı tuttuğum, aydın insanlar var tabi ki;  ama günümüzde  benliğinden uzaklaşmış, egosu ile ön plana çıkmış, okumuş yüksek okul bitirmiş insanlar var. Yakın bir zamanda haber olarak önümüze çıkan bir dekanın kamerasını  açık kaldığının farkında olmadan "Kız öğrencilerin fotoğraflarına bakarız." diyerek gündem olması ve istifa etmesi gelmişti. Şimdi bu insanın ne olarak düşünelim? "Aa koskoca dekan ne söylemiş de istifa etmiş?" diyen bir kitlenin olduğunu  bile görüyoruz. Kültür okul bitirmekten oluşmuyor. Okul bizim gelişmemizde sadece  bir basamak. Aldığımız diploma sadece iş görüşmelerinde fotokopi olarak dosyada yerini alıyor. Diplomaya bakıp "Aa ne kadar iyi okumuşsunuz. Ne kadar geliştirmişsiniz." demiyorlar.14 yıllık iş hayatımda bana diyen olmadı.

         Her birey kendi kültürünü dış dünyaya kişilik olarak sunuyor. Karşımıza neyin çıkacağını bilemiyorsunuz bu hayatta. İşte böyle bir gündü. Soğuk bir kış günü kızımı okula bıraktıktan sonra,  her gün önünden geçtiğim ayakkabı boyacısını gördüm. Aklımdan botlarımı boyatmam gerektiğini düşünürken kendi kendime  amcanın karşısında buldum kendimi. Botlarımı çıkardım ve tabureye oturdum. Son derece güleç, sevimli  olan bir amcaydı. Başladık sohbet etmeye... Bana bir de sıcak çay aldı. Karşılıklı hem çay içiyoruz; hem de birbirimize sorular sorarak birbirimizi tanıyoruz. Ben cok okurum dedi. Bunu söylediğinde gazete falan diye düşündüm. Amca. romanım ben dedi. O botlarımı boyarken kitaplar okuduğunu ve bundan cok mutlu olduğunu söyledi. Şaşırmıştım. Niye şaşırıyorsam ? Filan kitabı okudun mu? Bu kitabı okumalısın diye birbirimize sunumlar yapıyorduk. O çay ve sohbet, o kadar iyi gelmişti ki; yanından ayrıldığımda bir insan daha tanıdım  diye düşüncelere dalmışken yüzümde kocaman bir gülümseme ile  kendime geldim.

         Kendimi sorgularken bir çok düşünce geldi aklıma. Boyacı amcanın kitap okumasına şaşırdığım için kendime kızıyordum. Kültür bir insanın hangi yönünü oluşturuyordu? Ya da ne olmalıydı? Hadi size soruyorum kültür insandaki yeri nedir? Benim düşüncem kişiliği ve yaşam tarzı kendinizi geliştirin. Kişilik maneviyat ruhunuzu sadece göz ile görmek değil de gönül gözüyle görmek sadeleşmek her şeyi anlamak.

         Hayatınızın doğruluk listesini çıkarın. Statünüz, unvanınız, ya da bir hiç iseniz koşullar ne olursa olsun doğrularınızdan vazgeçmeyerek çıkar gözetmeden arkasında durun. Bunun sonucu sizi üzse bile doğru davranışınızı sergilemekten asla vazgeçmeyin. Duruş, kişilik, kültür bu dünyadan göçüp gittiğimizde elinizde kalan karneniz. Nerede ne olarak çalıştığınız değil;  unvanınız değil; düşünceleriniz  ve nasıl bir insan olarak bu dünyadan gittiğiniz konuşulur.

      İki yıl önce bıraktığım yoğun iş temposundan sonra bu süreçte mutlu olduğum sadece  hobi olarak yaptığım kitap okumak, spor yapmak, tanımadığım insanları dinlemek, sorgulamak şimdi  yaşam şeklim oldu. Okudukça, izledikçe gözlem yaptıkça büyüdüm. Kendi dünyamdan sıyrılıp başka insanların düşüncesi olamak istedim. Bu hayata bir iz bırakmak istiyorum; bırakıyorum. Derin bir uykuydu uyandım. Var oluyorum. Bazı uyanışlar doğmaktır. Ben de yeni doğdum.
                                                 
                                                                                    SEVGİLER...


                                                                 

     

29 Nisan 2020 Çarşamba

John Verdon - Polisiye Serisi


       


MERHABA CANLAR...

         Bugün bir başka geldim.Yazımı sizinle sohbet eder gibi yazmak istiyorum. Yazısına ve kurgusuna hayran olduğum kitap serisi tavsiyesiyle geldim. Kitap okumak isteyip de okuyamıyorsanız; elinize aldığınızda hemen sıkılıp bırakıyorsanız veya konsantre olamıyorum; kitaba kendimi veremiyorum diyorsanız,  bu kitap serisi ile okumayı seveceğinizi düşünüyorum ve tekrar bir deneyin derim. Bir dizi izler gibi  kitap serisine bağımlı oluyorsunuz.

          JOHN VERDON'a ait polisiye bir  kitap serisi. Kitabın kahramanı Dave Gurney NPYD'den emekli bir dedektif ve karmaşık cinayetleri ve  olaylarını çözmede çok yetenekli bir deha. Emekli olduktan sonra  eşi  Madeleine ile şehirden uzak çiftlik evine yerleşiyor ise de polis departmanından arkadaşı olan   Jack Hardwick gelerek Dave'den aldığı cinayet vakasına yardım etmesini istiyor. Dosyayı inceledikten sonra  karar vermesi gerektiğini söyleyen Dave işine aşık bir dedektif olarak kayıtsız kalamıyor. Eşi Madeleine ise hayatını tehlikeye atarak geçirdiği 25 yıllık dedektiflik hayatına son vermesini istiyor. Fakat Dave dosyada fark ettiği çelişkili kanıtları fark edince içindeki araştırma duygusuna kayıtsız kalamıyor. Davayı alıyor. New York Polis Teşkilatında sayısız ödül alan biri olarak emekli olan bir dedektif hayata  bakış acısı çok farklı biri olan Dave'in popüler olmakla veya en iyisi olmak gibi derdi olmayan bir insan. Doğruluğu ve mütevaziliği seven bir adam. Bir de zeki, soru soran, herkesi merakla dinleyen bir kişilik. Kitapta çok ters köse oluyorsunuz . Elinizden bıraktığınızda hemen almak istiyorsunuz. Merak etme duygusuyla kitaptan kendinizi alamıyorsunuz .

        Gözlerini Sımsıkı Kapat, Aklından Bir Sayı Tut, Kurt Gölü, Peterpan Ölmeli, Şeytanı Uyandırma kitaplarını okudum. Bir sıralaması yok. Farklı konular, farklı cinayetler, farklı kişilikler, çoğunuzun beğeneceğinizi düşünüyorum.okuduktan sonra isterseniz beraber yorumlayabiliriz.

        

15 Nisan 2020 Çarşamba

CORONALI GÜNLER

                   



                21.Yüzyıl'a adını yazdıran salgın hastalık. Tüm dünyayı etkisi altına alan insanı ölümün eşiğine getiren;  hatta  büyük kayıplar verdiğimiz bir salgın. Her an sevdiğimiz  bir insanı kaybetme korkusu yaşadığımız günlerden geçiyoruz. İnsanlık bu tarihleri asla unutmayacak. Belirsizlik, korku, endişeli  zaman dilimini yaşıyoruz.

                 Hastaneler bu pandemiyle savaşırken, dünya ülkeleri ciddi bir sınav veriyor. Doktorlar, hemşireler, insan üstü bir güç ile çalışıyor. İnsan psikolojisinin  hiç hazır olmadığı bu durum karşısında zorlanıyor. Ne  olursa olusun biz bilgilenmeli, öğrenmeli ve farkındalığımızı en üst seviyeye çıkararak hayatımızda hiç olmadığımız kadar ciddi olmalıyız. Bu süreç,  insanlığın bir sınava girdiğini gösteriyor. Hayatın yoğunluğuna o kadar kapıldık ki geçen bu zaman diliminde  bir robota bağladık. İş temposu, çocukların okul, kurs yoğunlu içinde en yakın çevremiz olan ailemizi bile ihmal ettik. Hatta kendimizi ihmal ettik. Hayatta hiç bir şey durduk yere olmuyor.. Para hırsı, toprak, dil, din, topluluk üstünlüğü sağlamak isteyen dünya güçlerine bile bir ders veriyor.. Son 5 yılda  televizyonda izlediğimde "kopsun bu kıyamet!" dediğim çok haber oldu. Yaşanılmayacak bir dünya da nasıl yaşayacağız? Evladımı nasıl bir gelecek bekliyor? sorusunu bugünlerde herkesin kendine sıkça sorduğunu düşünüyorum.

                Kurtuluş savaşı zamanında  halk yoklukla , hastalıkla, kıtlıkla ve hürriyetini kaybetme korkusuyla savaşırken  korkmadan elinden geleni, hatta daha fazlasını yapan bu millete ne oldu böyle? Bugünün koşulları  ile bizi zorlamadan günlük  konforumuzu fazlasıyla yaşıyorken, iki günlük  sokağa  çıkma yasağını hayatın sonu gelmiş,  açlıktan ölüyormuş gibi marketlere saldırmak, kuralları hiçe saymak, yozlaşan bir toplumun göstergesidir ne yazık ki."Kurallar" hayatımızı zorlaştırmak için değil, bu salgında hayatta kalmamız için var. Bize düşen sakince, empati kurarak, kurallara uyarak bugünlerin üstesinden gelmek.
           
                Karamsarlığa kapılmadan, derin bir nefes alarak kendimizi bu süreçte iyileştirebiliriz. Arkadaşla içilen bir çayın, bir kahvenin, ne kadar iyi geldiğini biliyorsak; izole olduğumuz bu günlerde içtiğimiz çayın daha bir kıymeti var. Niye mi? Kendini  bulman, kendinle tanışman,keşfetmen için. Dünya değişirken kendinden başlamalısın. "İNSANSILIKTAN" çıkıp "İNSAN" olmamız için bir fırsat bu salgın Adaletli  davranmaya en yakın çevrenizden başlayabilirsiniz, Eşine, çocuğuna, annene,  babana, kardeşine teşekkür  et, onları takdir et."İyi ki varsın." .de Bilemeyiz kim kalacak? Kim eksilecek? Bugünlerde doğan güneş bizim için daha anlamlı; daha fazla şükret, daha fazla teşekkür et.
         
              Nasıl ki bir sabah uyandık? Corona  günleri başladı...Umarım bir sabah kalktığımız da yeni bir insanlığa uyanmış oluruz Merhametin, sevginin, kucaklaşmanın sağlıklı olduğu günlere...



                                                                                               SEVGİLER...









8 Nisan 2020 Çarşamba

KİM HAYATINDA ÖN YARGILI OLMADI Kİ?


              


             Ön yargı: Kişinin bir kişiye veya herhangi bir olaya karşı bilgi edinmeden duygu hissetmeden oluşturduğu davranışa denir. Her insan hayatının belli zamanlarında bilerek veya bilmeyerek ön yargıda bulunur.
          
       Nasıl oluyor da insan bulunduğu bu davranıştan kendini sorumlu tutmuyor..Çünkü; düşünmemek insandaki en basit kaçış yöntemi; diğer bir adı da kendini sıyırma yöntemi. Aslında yaptığımız bu hatalı davranış sonucu bir insanın hayatında önemli sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin; eleştiren bir annenin çocuğu iseniz ilerideki kişilik gelişiminde etkisini gösteriyor. Veya yeni bir ortama giren; güzel, alımlı, herkes tarafından fark edilen biri olan Ayşe, samimi olduğu insanlarla gayet iyi anlaşırken aynı ortamda olan ve sadece selamlaştığı kişiler, onun sadece dış görünüşüne  bakarak; fikir edinerek; Ayşe'yi tanımadan, onunla sohbet etmeden; bir kahveyi paylaşmadan, oluşturdukları olumsuzluk algısıyla kendi samimi olduğu arkadaşını da  etkiliyor ve bu kişi de ona teslim oluyor. İşte birey olarak burada  devreye girmeli ve farkındalığımızı ortaya koymalıyız.
  
           Toplumlar olarak da pek farklı değiliz .Dünyada şu an çıkan savaşlar; dil,din, ırkların birbirleri üzerine üstünlük savaşları ön yargı temelini oluşturuyor. Toplumdaki insanlar da  bu etkiden etkileniyor. İnsanın yalnız kaldığında daha çok düşündüğünü biliyor muydunuz? O halde düşünelim, başka bir kişinin olumsuz etkisi altına girmeden kendi duygularımızla ve deneyimlerimizle davranalım.

           Çocukken, yaz tatilinde annem, kardeşlerimle  beni camiye gönderirdi. Orada dini eğitim alırken, hem öğreniyor hem de koruyordum. Maalesef ki böyle bir öğretim söz konusuydu. Uzun yıllar geçti yetişkin bir insan olduğumda okumaya ve araştırmaya başladıkça;  başka dine mensup toplumların kötü, günahkar  ve sonsuza kadar cehennemde kalacaklar öğretisi kendime  farklı sorular sormama sebep oldu.

           Gönderilen tüm kitaplara ve peygamberlere inanmamı söyleyen dinimi anlamaya başlamıştım. Dünya dönerken hayat devam ederken "TANRI" bozulmuş olan dine mensup olan insanların rızklarını veriyorken  ben kim oluyordum ki? onların kötü bir topluluk olduğuna inanıyordum.

          Anladım, anlıyorum ve inandım. Bir insan bir toplum hangi dine veya görüşe sahip olursa olsun eşit haklara sahip olduğuna inanıyorum Ön yargılı olmadan geleceğimiz olan çocuklarımıza okumayı araştırmayı sorgulamayı öğretelim öğrenelim.

                                                                                            SEVGİLER....

1 Nisan 2020 Çarşamba

BAŞARMAK MI? YAŞAMAK MI?

             

              İnsan hayatında belli bir konuda başarılı olmak ister. Mesela; konuşmak, yönetmek, yazmak, söylemek, çizmek diye uzar gider bu liste.

              Ben, tek bir şeyde başarılı olmak yerine hayatta her şeye önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela; uzun uzun yürüyüşler yapmak, kitap okumak, spor yapmak, sahip olduğun mesleğine önem vermek. Farklı bir dine veya topluma ait bir insanın hayatını dinlemek; meditasyon yapmak, Tanrıyı düşünmek, ibadet etmek... Hayatın her anlamında ruhumuzu doyurabiliriz. Yaşadığımız ruhsal boşlukları daha az yaşarız.ya da hiç yaşamayız... Buna paralel olarak  da başarı geliyor zaten. 

              Günümüzde başarı kavramı yolda  kontrolden çıkan hızlı bir arabaya benziyor. Hız burada" hırsı" araba da kişiyi temsil ediyor. İnsan, çevreye  kendini  kanıtlama egosuyla yaşıyor. Ruhumuzun ve kendimizin tadını çıkarmadan farkına varmadan  zamana yeniliyoruz. Çevrenizde hangi konumda olursanız olun takdir edin. Hatta kızdığınız kişilere karşı, onları yargılarken bile anlamaya çalışın. Ruhunuzda yavaş yavaş farklı kapılar açıldığını hissedin.  
                
              Popüler dünyada "hırslanmak" yerine yaşayalım sadece kendimizi düşünerek değil; her şeyi düşünerek yaşayalım. Şu an dünyamızı eve sığdırdı. Hayat bu hakikati sana, bana, bize hepimize yaşatmadan göndermiyor. Anladık mı sizce?

                                                                                               SEVGİLER...

31 Mart 2020 Salı

HAYATIMIZDA "HAYIR" CEVABININ ÖNEMİ.

                                                                                                                                        
         Birçok insan dünyaya geldikten sonra dış dünyaya sunduğu karakterin %50'sini aileden ve gen haritasından alıyor. Geriye kalan %50'sini dış ortamdan ve insanların verdiği davranışlara karşı tepkilerden farkında olmadan etki tepki prensibine göre uyguluyor.                                                                                                         
         Taa ki  hayatında bazı şeyler ters gidene kadar "Ben nerede  hata yapıyorum?" deyip kendi farkına vardığı zamanlarda buluyor. Düşünmek kolaydır; fakat uygulamak ise zordur. Hayır cevabının toplumda karşılığı, "Beni kötü birisi olarak algılıyor; beni yanlış tanıyacak." yanılgısına düşüyor olmamızdan kaynaklı aslında. Tam tersi "EVET" bir cevap ise "HAYIR" cevabı da algıda yerini  olumlu yönde almalıdır.
       
         Kendinde bu algıyı kırdığında,çevresinde ki insanlarda etkisini su halkası gibi  görmeye başlıyor. Kişi kendini ifade ettiğinde anlaşılır olduğunu düşünmesi karakterinin gelişmesinde ve özgüven olgusunun oluşmasında büyük bir katkı sunuyor.

Size yaşadığım bir olay ile yazımı tamamlamak istiyorum:
       
         Bir gün kızımla sohbet  ederken okulda yaşadığı bir problemi anlattı. Onunla  arkadaşının teneffüste oyun oynamadığını söyledi. Bu duruma çok üzüldüğünü söyledi.Olayları kendi tarafından anlattığının farkındaydım ve ona sorular sorarak konuşmamıza devam ettik. Daha önce oynuyordu seninle oynamak istememek de doğal bir davranıştır dedim..Kızıma "Senin de yapmak istemediğin bir şey olduğunda rahatlıkla arkadaşına söylemelisin." dedim. "Arkadaşının olumsuz cevabı seni sevmediği anlamına gelmiyor." diyerek sohbetimizi tamamladık.
     
         Kısa ve öz olarak hayatımda zamanında veremediğim  "HAYIR" cevabını  kızımın ileriki hayatında doğru yerini almasını ümit ediyorum.                  
                                                             
  Sevgiler...