29 Nisan 2020 Çarşamba

John Verdon - Polisiye Serisi


       


MERHABA CANLAR...

         Bugün bir başka geldim.Yazımı sizinle sohbet eder gibi yazmak istiyorum. Yazısına ve kurgusuna hayran olduğum kitap serisi tavsiyesiyle geldim. Kitap okumak isteyip de okuyamıyorsanız; elinize aldığınızda hemen sıkılıp bırakıyorsanız veya konsantre olamıyorum; kitaba kendimi veremiyorum diyorsanız,  bu kitap serisi ile okumayı seveceğinizi düşünüyorum ve tekrar bir deneyin derim. Bir dizi izler gibi  kitap serisine bağımlı oluyorsunuz.

          JOHN VERDON'a ait polisiye bir  kitap serisi. Kitabın kahramanı Dave Gurney NPYD'den emekli bir dedektif ve karmaşık cinayetleri ve  olaylarını çözmede çok yetenekli bir deha. Emekli olduktan sonra  eşi  Madeleine ile şehirden uzak çiftlik evine yerleşiyor ise de polis departmanından arkadaşı olan   Jack Hardwick gelerek Dave'den aldığı cinayet vakasına yardım etmesini istiyor. Dosyayı inceledikten sonra  karar vermesi gerektiğini söyleyen Dave işine aşık bir dedektif olarak kayıtsız kalamıyor. Eşi Madeleine ise hayatını tehlikeye atarak geçirdiği 25 yıllık dedektiflik hayatına son vermesini istiyor. Fakat Dave dosyada fark ettiği çelişkili kanıtları fark edince içindeki araştırma duygusuna kayıtsız kalamıyor. Davayı alıyor. New York Polis Teşkilatında sayısız ödül alan biri olarak emekli olan bir dedektif hayata  bakış acısı çok farklı biri olan Dave'in popüler olmakla veya en iyisi olmak gibi derdi olmayan bir insan. Doğruluğu ve mütevaziliği seven bir adam. Bir de zeki, soru soran, herkesi merakla dinleyen bir kişilik. Kitapta çok ters köse oluyorsunuz . Elinizden bıraktığınızda hemen almak istiyorsunuz. Merak etme duygusuyla kitaptan kendinizi alamıyorsunuz .

        Gözlerini Sımsıkı Kapat, Aklından Bir Sayı Tut, Kurt Gölü, Peterpan Ölmeli, Şeytanı Uyandırma kitaplarını okudum. Bir sıralaması yok. Farklı konular, farklı cinayetler, farklı kişilikler, çoğunuzun beğeneceğinizi düşünüyorum.okuduktan sonra isterseniz beraber yorumlayabiliriz.

        

15 Nisan 2020 Çarşamba

CORONALI GÜNLER

                   



                21.Yüzyıl'a adını yazdıran salgın hastalık. Tüm dünyayı etkisi altına alan insanı ölümün eşiğine getiren;  hatta  büyük kayıplar verdiğimiz bir salgın. Her an sevdiğimiz  bir insanı kaybetme korkusu yaşadığımız günlerden geçiyoruz. İnsanlık bu tarihleri asla unutmayacak. Belirsizlik, korku, endişeli  zaman dilimini yaşıyoruz.

                 Hastaneler bu pandemiyle savaşırken, dünya ülkeleri ciddi bir sınav veriyor. Doktorlar, hemşireler, insan üstü bir güç ile çalışıyor. İnsan psikolojisinin  hiç hazır olmadığı bu durum karşısında zorlanıyor. Ne  olursa olusun biz bilgilenmeli, öğrenmeli ve farkındalığımızı en üst seviyeye çıkararak hayatımızda hiç olmadığımız kadar ciddi olmalıyız. Bu süreç,  insanlığın bir sınava girdiğini gösteriyor. Hayatın yoğunluğuna o kadar kapıldık ki geçen bu zaman diliminde  bir robota bağladık. İş temposu, çocukların okul, kurs yoğunlu içinde en yakın çevremiz olan ailemizi bile ihmal ettik. Hatta kendimizi ihmal ettik. Hayatta hiç bir şey durduk yere olmuyor.. Para hırsı, toprak, dil, din, topluluk üstünlüğü sağlamak isteyen dünya güçlerine bile bir ders veriyor.. Son 5 yılda  televizyonda izlediğimde "kopsun bu kıyamet!" dediğim çok haber oldu. Yaşanılmayacak bir dünya da nasıl yaşayacağız? Evladımı nasıl bir gelecek bekliyor? sorusunu bugünlerde herkesin kendine sıkça sorduğunu düşünüyorum.

                Kurtuluş savaşı zamanında  halk yoklukla , hastalıkla, kıtlıkla ve hürriyetini kaybetme korkusuyla savaşırken  korkmadan elinden geleni, hatta daha fazlasını yapan bu millete ne oldu böyle? Bugünün koşulları  ile bizi zorlamadan günlük  konforumuzu fazlasıyla yaşıyorken, iki günlük  sokağa  çıkma yasağını hayatın sonu gelmiş,  açlıktan ölüyormuş gibi marketlere saldırmak, kuralları hiçe saymak, yozlaşan bir toplumun göstergesidir ne yazık ki."Kurallar" hayatımızı zorlaştırmak için değil, bu salgında hayatta kalmamız için var. Bize düşen sakince, empati kurarak, kurallara uyarak bugünlerin üstesinden gelmek.
           
                Karamsarlığa kapılmadan, derin bir nefes alarak kendimizi bu süreçte iyileştirebiliriz. Arkadaşla içilen bir çayın, bir kahvenin, ne kadar iyi geldiğini biliyorsak; izole olduğumuz bu günlerde içtiğimiz çayın daha bir kıymeti var. Niye mi? Kendini  bulman, kendinle tanışman,keşfetmen için. Dünya değişirken kendinden başlamalısın. "İNSANSILIKTAN" çıkıp "İNSAN" olmamız için bir fırsat bu salgın Adaletli  davranmaya en yakın çevrenizden başlayabilirsiniz, Eşine, çocuğuna, annene,  babana, kardeşine teşekkür  et, onları takdir et."İyi ki varsın." .de Bilemeyiz kim kalacak? Kim eksilecek? Bugünlerde doğan güneş bizim için daha anlamlı; daha fazla şükret, daha fazla teşekkür et.
         
              Nasıl ki bir sabah uyandık? Corona  günleri başladı...Umarım bir sabah kalktığımız da yeni bir insanlığa uyanmış oluruz Merhametin, sevginin, kucaklaşmanın sağlıklı olduğu günlere...



                                                                                               SEVGİLER...









8 Nisan 2020 Çarşamba

KİM HAYATINDA ÖN YARGILI OLMADI Kİ?


              


             Ön yargı: Kişinin bir kişiye veya herhangi bir olaya karşı bilgi edinmeden duygu hissetmeden oluşturduğu davranışa denir. Her insan hayatının belli zamanlarında bilerek veya bilmeyerek ön yargıda bulunur.
          
       Nasıl oluyor da insan bulunduğu bu davranıştan kendini sorumlu tutmuyor..Çünkü; düşünmemek insandaki en basit kaçış yöntemi; diğer bir adı da kendini sıyırma yöntemi. Aslında yaptığımız bu hatalı davranış sonucu bir insanın hayatında önemli sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin; eleştiren bir annenin çocuğu iseniz ilerideki kişilik gelişiminde etkisini gösteriyor. Veya yeni bir ortama giren; güzel, alımlı, herkes tarafından fark edilen biri olan Ayşe, samimi olduğu insanlarla gayet iyi anlaşırken aynı ortamda olan ve sadece selamlaştığı kişiler, onun sadece dış görünüşüne  bakarak; fikir edinerek; Ayşe'yi tanımadan, onunla sohbet etmeden; bir kahveyi paylaşmadan, oluşturdukları olumsuzluk algısıyla kendi samimi olduğu arkadaşını da  etkiliyor ve bu kişi de ona teslim oluyor. İşte birey olarak burada  devreye girmeli ve farkındalığımızı ortaya koymalıyız.
  
           Toplumlar olarak da pek farklı değiliz .Dünyada şu an çıkan savaşlar; dil,din, ırkların birbirleri üzerine üstünlük savaşları ön yargı temelini oluşturuyor. Toplumdaki insanlar da  bu etkiden etkileniyor. İnsanın yalnız kaldığında daha çok düşündüğünü biliyor muydunuz? O halde düşünelim, başka bir kişinin olumsuz etkisi altına girmeden kendi duygularımızla ve deneyimlerimizle davranalım.

           Çocukken, yaz tatilinde annem, kardeşlerimle  beni camiye gönderirdi. Orada dini eğitim alırken, hem öğreniyor hem de koruyordum. Maalesef ki böyle bir öğretim söz konusuydu. Uzun yıllar geçti yetişkin bir insan olduğumda okumaya ve araştırmaya başladıkça;  başka dine mensup toplumların kötü, günahkar  ve sonsuza kadar cehennemde kalacaklar öğretisi kendime  farklı sorular sormama sebep oldu.

           Gönderilen tüm kitaplara ve peygamberlere inanmamı söyleyen dinimi anlamaya başlamıştım. Dünya dönerken hayat devam ederken "TANRI" bozulmuş olan dine mensup olan insanların rızklarını veriyorken  ben kim oluyordum ki? onların kötü bir topluluk olduğuna inanıyordum.

          Anladım, anlıyorum ve inandım. Bir insan bir toplum hangi dine veya görüşe sahip olursa olsun eşit haklara sahip olduğuna inanıyorum Ön yargılı olmadan geleceğimiz olan çocuklarımıza okumayı araştırmayı sorgulamayı öğretelim öğrenelim.

                                                                                            SEVGİLER....

1 Nisan 2020 Çarşamba

BAŞARMAK MI? YAŞAMAK MI?

             

              İnsan hayatında belli bir konuda başarılı olmak ister. Mesela; konuşmak, yönetmek, yazmak, söylemek, çizmek diye uzar gider bu liste.

              Ben, tek bir şeyde başarılı olmak yerine hayatta her şeye önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela; uzun uzun yürüyüşler yapmak, kitap okumak, spor yapmak, sahip olduğun mesleğine önem vermek. Farklı bir dine veya topluma ait bir insanın hayatını dinlemek; meditasyon yapmak, Tanrıyı düşünmek, ibadet etmek... Hayatın her anlamında ruhumuzu doyurabiliriz. Yaşadığımız ruhsal boşlukları daha az yaşarız.ya da hiç yaşamayız... Buna paralel olarak  da başarı geliyor zaten. 

              Günümüzde başarı kavramı yolda  kontrolden çıkan hızlı bir arabaya benziyor. Hız burada" hırsı" araba da kişiyi temsil ediyor. İnsan, çevreye  kendini  kanıtlama egosuyla yaşıyor. Ruhumuzun ve kendimizin tadını çıkarmadan farkına varmadan  zamana yeniliyoruz. Çevrenizde hangi konumda olursanız olun takdir edin. Hatta kızdığınız kişilere karşı, onları yargılarken bile anlamaya çalışın. Ruhunuzda yavaş yavaş farklı kapılar açıldığını hissedin.  
                
              Popüler dünyada "hırslanmak" yerine yaşayalım sadece kendimizi düşünerek değil; her şeyi düşünerek yaşayalım. Şu an dünyamızı eve sığdırdı. Hayat bu hakikati sana, bana, bize hepimize yaşatmadan göndermiyor. Anladık mı sizce?

                                                                                               SEVGİLER...